Ela
New member
4. Fiziksel Yakınlık Sonrası Neden Bazı İnsanlar Daha Çok Bağlanır?
Cinsellik sonrasında bazı insanlar kendilerini daha huzurlu, yakın ve duygusal açıdan açık hissedebilir. Bazıları ise kafası karışmış, hassas veya mesafeli olabilir.
Bu farklılıkların tek bir açıklaması yoktur. Kişinin bağlanma biçimi, geçmiş ilişkileri, o anki ruh hâli, karşısındaki kişiye duyduğu güven ve cinselliğe yüklediği anlam gibi birçok unsur etkili olabilir.
Örneğin, uzun süredir sevgilisinden yeterince ilgi görmediğini düşünen biri, yaşanan fiziksel yakınlığı ilişkinin düzeldiğinin işareti olarak değerlendirebilir. O gece kendisini çok mutlu hissedebilir. Ancak ertesi gün partneri yine iletişim kurmuyorsa eski kaygıları geri dönebilir.
Başka bir kişi ise zaten kendisini ilişkide güvende hissediyordur. Cinsellik onun için sevginin kanıtı değil, mevcut sevginin paylaşılan bir ifadesidir. Bu nedenle yaşanan yakınlık sonrasında ilişkiye dair büyük sonuçlar çıkarmayabilir.
Bir de şu durum var: Bazen insan fiziksel yakınlıktan sonra partnerine değil, o an hissettiği yoğunluğa bağlandığını fark edebilir. Özellikle ilişkinin geleceği belirsizse, nadiren gelen ilgi ve yakınlık daha değerliymiş gibi algılanabilir.
Bu noktada kendimize şu soruyu sorabiliriz:
"Bu insanla yakınlaştığımda gerçekten ona mı yaklaşıyorum, yoksa onun beni seçtiğini hissetmeye mi ihtiyaç duyuyorum?"
İkisi de insani duygulardır. Birinin yaşanması diğerini değersiz yapmaz. Fakat aralarındaki farkı fark etmek, ilişkideki beklentileri daha sağlıklı değerlendirmeye yardımcı olabilir.
Üstelik cinsellik sonrasında herkesin aynı yoğunlukta sevgi göstermesini beklemek de gerçekçi değildir. Bir insan sarılmak isterken diğeri su içip uyumak isteyebilir. Bu durum tek başına sevgisizlik anlamına gelmez.
Yine de partnerlerden biri yakınlık sonrasında sürekli yalnız bırakılmış, değersiz veya kullanılmış hissediyorsa bu duyguyu konuşmak önemlidir. Mesele herkesin aynı davranması değil, iki tarafın da birbirinin ihtiyaçlarını önemsemesidir.
5. Cinsellik Olmadan da Güçlü Bir İlişki Kurulabilir mi?
Kesinlikle kurulabilir.
Cinsellik, romantik ilişkilerde önemli bir yakınlık biçimi olabilir; ancak sevginin tek ölçüsü değildir. Bazı çiftler sağlık koşulları, kişisel tercihler, yaş, stres, yaşam koşulları veya farklı nedenlerle daha az cinsel yakınlık yaşar. Bazı çiftler ise cinselliği ilişkilerinin merkezine koymamayı tercih eder.
Bu ilişkilerin mutlaka eksik veya sevgisiz olduğunu söylemek doğru olmaz.
Birbirine zor bir günün ardından yemek hazırlayan, hastalandığında yanında duran, önemli bir karar verirken fikrini soran ve sessiz kalmak istediğinde alan tanıyan iki insan arasında da derin bir bağ kurulabilir.
Dahası, cinsellik yaşayan her çiftin duygusal açıdan birbirine yakın olduğu da söylenemez. Birlikte fiziksel yakınlık yaşayan fakat birbirini dinlemeyen, sürekli küçümseyen veya sorunları konuşmaktan kaçınan iki insanın ilişkisi kırılgan olabilir.
Şöyle bir örnek düşünün: Deniz ve Ece uzun zamandır birlikteler. Fiziksel yakınlıkları iyi olsa da tartıştıklarında birbirlerini incitiyorlar. Deniz, Ece'nin duygularını abartılı buluyor; Ece ise Deniz'in her konuyu geçiştirdiğini düşünüyor.
Başka bir çift olan Mert ve Selin'in cinsel yaşamı daha seyrek. Buna rağmen sorunlarını konuşuyor, birlikte gülüyor, zor günlerde birbirlerini destekliyor ve fiziksel yakınlık konusunda ortak bir denge kurabiliyorlar.
Hangi ilişkinin daha güçlü olduğunu yalnızca cinsel sıklığa bakarak söyleyebilir miyiz?
Hayır. Çünkü ilişki kalitesi; güven, iletişim, saygı, karşılıklı memnuniyet ve sorunlarla başa çıkma becerisi gibi pek çok unsurdan oluşur.
Cinselliğin ilişkideki yeri önemlidir ama ilişkinin tamamı değildir.
6. Araştırmalar Ne Söylüyor? Bilimsel Gerçeklerle Romantik Efsaneler
Bu konuda konuşurken kişisel deneyimlerimizi bilimsel bulgularla karıştırmamak gerekiyor. Bir arkadaşımızın ilişkisinde işe yarayan bir davranış, bütün çiftlerde aynı sonucu doğurmayabilir.
Cinsel davranışlar ve ilişki memnuniyeti üzerine yapılan araştırmalar, fiziksel yakınlık ile ilişkideki iyi oluş arasında bağlantılar bulunabildiğini gösteriyor. Ancak bu bağlantı, her durumda birinin diğerine doğrudan neden olduğunu kanıtlamıyor.
Örneğin, birbirinden memnun olan çiftler daha fazla fiziksel yakınlık yaşayabilir. Bunun yanında, karşılıklı olarak tatmin edici bulunan fiziksel yakınlık da bazı çiftlerin ilişki memnuniyetini destekleyebilir. İki süreç birbirini etkileyebilir.
Muise, Schimmack ve Impett'in 2016 yılında Social Psychological and Personality Science dergisinde yayımlanan araştırması, cinsel ilişkinin sıklığı ile ilişki memnuniyeti arasındaki bağlantıyı incelemiştir. Araştırmacılar, cinsel sıklık ile ilişki memnuniyeti arasında olumlu bir ilişki bulmuş; ancak ilişkinin haftada yaklaşık bir kezden daha sık yaşanmasının mutlaka daha fazla memnuniyetle bağlantılı olmadığını bildirmiştir.
Bu bulgu, bütün çiftlerin haftada bir kez cinsel ilişki yaşaması gerektiği anlamına gelmez. Araştırmada görülen ortalama örüntü, her birey için geçerli bir reçete değildir. Çiftlerin yaşları, sağlık durumları, yaşam koşulları, istekleri ve ilişki biçimleri birbirinden farklıdır.
Bir başka önemli nokta da cinsel memnuniyetin yalnızca sıklıkla ölçülememesidir. İnsan kendisini dinlenmiş, anlaşılmış ve rahat hissetmediği bir deneyimden memnun kalmayabilir. Buna karşılık, iki tarafın da istekli olduğu ve keyif aldığı bir yakınlık, sıklığı ne olursa olsun anlamlı olabilir.
Dolayısıyla "Ne kadar sık olursa o kadar çok sever" düşüncesi bilimsel açıdan sağlam bir kural değildir.
Aynı şekilde, bir partnerin cinsel isteğinin azalması da tek başına sevgisinin azaldığını göstermez. Stres, uyku sorunları, fiziksel rahatsızlıklar, kullanılan bazı ilaçlar, ruhsal durum ve ilişkide yaşanan gerilimler cinsel isteği etkileyebilir.
Cinsel istekte uzun süren veya kişiyi rahatsız eden bir değişiklik varsa bunu suçlama konusu yapmak yerine, gerekirse bir sağlık uzmanıyla değerlendirmek daha doğru olur.
Bilimin bize verdiği en önemli mesajlardan biri şu: İnsan ilişkileri, tek bir ölçümle açıklanamayacak kadar karmaşıktır.
7. Cinsellik Bir Barışma Aracı Olmalı mı?
Gelelim ilişkilerin en tartışmalı konularından birine: Kavga ettikten sonra yakınlaşmak.
Bazı çiftler tartışmanın ardından sarılmanın veya fiziksel yakınlığın kendilerini rahatlattığını söyler. Gerçekten de iki tarafın da gönüllü olduğu şefkatli bir temas, gerginliğin azalmasına yardımcı olabilir.
Ancak burada önemli bir ayrım var. Yakınlaşmak, sorunu çözmekle aynı şey değildir.
Diyelim ki sevgiliniz önemli bir konuyu konuşurken sizi dinlemedi ve bu durum sizi kırdı. Sonrasında aranızdaki gerginlik fiziksel yakınlıkla azaldı. Ertesi sabah aynı mesele hâlâ ortada duruyorsa sorun çözülmüş olmayabilir.
İlişkide zaman zaman şöyle bir döngü yaşanabilir:
Tartışma çıkar, iki taraf uzaklaşır, fiziksel yakınlık yaşanır, ortam yumuşar ve sorun konuşulmadan kapanır. Bir süre sonra aynı mesele yeniden ortaya çıkar.
Cinsellik sonrasında bazı insanlar kendilerini daha huzurlu, yakın ve duygusal açıdan açık hissedebilir. Bazıları ise kafası karışmış, hassas veya mesafeli olabilir.
Bu farklılıkların tek bir açıklaması yoktur. Kişinin bağlanma biçimi, geçmiş ilişkileri, o anki ruh hâli, karşısındaki kişiye duyduğu güven ve cinselliğe yüklediği anlam gibi birçok unsur etkili olabilir.
Örneğin, uzun süredir sevgilisinden yeterince ilgi görmediğini düşünen biri, yaşanan fiziksel yakınlığı ilişkinin düzeldiğinin işareti olarak değerlendirebilir. O gece kendisini çok mutlu hissedebilir. Ancak ertesi gün partneri yine iletişim kurmuyorsa eski kaygıları geri dönebilir.
Başka bir kişi ise zaten kendisini ilişkide güvende hissediyordur. Cinsellik onun için sevginin kanıtı değil, mevcut sevginin paylaşılan bir ifadesidir. Bu nedenle yaşanan yakınlık sonrasında ilişkiye dair büyük sonuçlar çıkarmayabilir.
Bir de şu durum var: Bazen insan fiziksel yakınlıktan sonra partnerine değil, o an hissettiği yoğunluğa bağlandığını fark edebilir. Özellikle ilişkinin geleceği belirsizse, nadiren gelen ilgi ve yakınlık daha değerliymiş gibi algılanabilir.
Bu noktada kendimize şu soruyu sorabiliriz:
"Bu insanla yakınlaştığımda gerçekten ona mı yaklaşıyorum, yoksa onun beni seçtiğini hissetmeye mi ihtiyaç duyuyorum?"
İkisi de insani duygulardır. Birinin yaşanması diğerini değersiz yapmaz. Fakat aralarındaki farkı fark etmek, ilişkideki beklentileri daha sağlıklı değerlendirmeye yardımcı olabilir.
Üstelik cinsellik sonrasında herkesin aynı yoğunlukta sevgi göstermesini beklemek de gerçekçi değildir. Bir insan sarılmak isterken diğeri su içip uyumak isteyebilir. Bu durum tek başına sevgisizlik anlamına gelmez.
Yine de partnerlerden biri yakınlık sonrasında sürekli yalnız bırakılmış, değersiz veya kullanılmış hissediyorsa bu duyguyu konuşmak önemlidir. Mesele herkesin aynı davranması değil, iki tarafın da birbirinin ihtiyaçlarını önemsemesidir.
5. Cinsellik Olmadan da Güçlü Bir İlişki Kurulabilir mi?
Kesinlikle kurulabilir.
Cinsellik, romantik ilişkilerde önemli bir yakınlık biçimi olabilir; ancak sevginin tek ölçüsü değildir. Bazı çiftler sağlık koşulları, kişisel tercihler, yaş, stres, yaşam koşulları veya farklı nedenlerle daha az cinsel yakınlık yaşar. Bazı çiftler ise cinselliği ilişkilerinin merkezine koymamayı tercih eder.
Bu ilişkilerin mutlaka eksik veya sevgisiz olduğunu söylemek doğru olmaz.
Birbirine zor bir günün ardından yemek hazırlayan, hastalandığında yanında duran, önemli bir karar verirken fikrini soran ve sessiz kalmak istediğinde alan tanıyan iki insan arasında da derin bir bağ kurulabilir.
Dahası, cinsellik yaşayan her çiftin duygusal açıdan birbirine yakın olduğu da söylenemez. Birlikte fiziksel yakınlık yaşayan fakat birbirini dinlemeyen, sürekli küçümseyen veya sorunları konuşmaktan kaçınan iki insanın ilişkisi kırılgan olabilir.
Şöyle bir örnek düşünün: Deniz ve Ece uzun zamandır birlikteler. Fiziksel yakınlıkları iyi olsa da tartıştıklarında birbirlerini incitiyorlar. Deniz, Ece'nin duygularını abartılı buluyor; Ece ise Deniz'in her konuyu geçiştirdiğini düşünüyor.
Başka bir çift olan Mert ve Selin'in cinsel yaşamı daha seyrek. Buna rağmen sorunlarını konuşuyor, birlikte gülüyor, zor günlerde birbirlerini destekliyor ve fiziksel yakınlık konusunda ortak bir denge kurabiliyorlar.
Hangi ilişkinin daha güçlü olduğunu yalnızca cinsel sıklığa bakarak söyleyebilir miyiz?
Hayır. Çünkü ilişki kalitesi; güven, iletişim, saygı, karşılıklı memnuniyet ve sorunlarla başa çıkma becerisi gibi pek çok unsurdan oluşur.
Cinselliğin ilişkideki yeri önemlidir ama ilişkinin tamamı değildir.
6. Araştırmalar Ne Söylüyor? Bilimsel Gerçeklerle Romantik Efsaneler
Bu konuda konuşurken kişisel deneyimlerimizi bilimsel bulgularla karıştırmamak gerekiyor. Bir arkadaşımızın ilişkisinde işe yarayan bir davranış, bütün çiftlerde aynı sonucu doğurmayabilir.
Cinsel davranışlar ve ilişki memnuniyeti üzerine yapılan araştırmalar, fiziksel yakınlık ile ilişkideki iyi oluş arasında bağlantılar bulunabildiğini gösteriyor. Ancak bu bağlantı, her durumda birinin diğerine doğrudan neden olduğunu kanıtlamıyor.
Örneğin, birbirinden memnun olan çiftler daha fazla fiziksel yakınlık yaşayabilir. Bunun yanında, karşılıklı olarak tatmin edici bulunan fiziksel yakınlık da bazı çiftlerin ilişki memnuniyetini destekleyebilir. İki süreç birbirini etkileyebilir.
Muise, Schimmack ve Impett'in 2016 yılında Social Psychological and Personality Science dergisinde yayımlanan araştırması, cinsel ilişkinin sıklığı ile ilişki memnuniyeti arasındaki bağlantıyı incelemiştir. Araştırmacılar, cinsel sıklık ile ilişki memnuniyeti arasında olumlu bir ilişki bulmuş; ancak ilişkinin haftada yaklaşık bir kezden daha sık yaşanmasının mutlaka daha fazla memnuniyetle bağlantılı olmadığını bildirmiştir.
Bu bulgu, bütün çiftlerin haftada bir kez cinsel ilişki yaşaması gerektiği anlamına gelmez. Araştırmada görülen ortalama örüntü, her birey için geçerli bir reçete değildir. Çiftlerin yaşları, sağlık durumları, yaşam koşulları, istekleri ve ilişki biçimleri birbirinden farklıdır.
Bir başka önemli nokta da cinsel memnuniyetin yalnızca sıklıkla ölçülememesidir. İnsan kendisini dinlenmiş, anlaşılmış ve rahat hissetmediği bir deneyimden memnun kalmayabilir. Buna karşılık, iki tarafın da istekli olduğu ve keyif aldığı bir yakınlık, sıklığı ne olursa olsun anlamlı olabilir.
Dolayısıyla "Ne kadar sık olursa o kadar çok sever" düşüncesi bilimsel açıdan sağlam bir kural değildir.
Aynı şekilde, bir partnerin cinsel isteğinin azalması da tek başına sevgisinin azaldığını göstermez. Stres, uyku sorunları, fiziksel rahatsızlıklar, kullanılan bazı ilaçlar, ruhsal durum ve ilişkide yaşanan gerilimler cinsel isteği etkileyebilir.
Cinsel istekte uzun süren veya kişiyi rahatsız eden bir değişiklik varsa bunu suçlama konusu yapmak yerine, gerekirse bir sağlık uzmanıyla değerlendirmek daha doğru olur.
Bilimin bize verdiği en önemli mesajlardan biri şu: İnsan ilişkileri, tek bir ölçümle açıklanamayacak kadar karmaşıktır.
7. Cinsellik Bir Barışma Aracı Olmalı mı?
Gelelim ilişkilerin en tartışmalı konularından birine: Kavga ettikten sonra yakınlaşmak.
Bazı çiftler tartışmanın ardından sarılmanın veya fiziksel yakınlığın kendilerini rahatlattığını söyler. Gerçekten de iki tarafın da gönüllü olduğu şefkatli bir temas, gerginliğin azalmasına yardımcı olabilir.
Ancak burada önemli bir ayrım var. Yakınlaşmak, sorunu çözmekle aynı şey değildir.
Diyelim ki sevgiliniz önemli bir konuyu konuşurken sizi dinlemedi ve bu durum sizi kırdı. Sonrasında aranızdaki gerginlik fiziksel yakınlıkla azaldı. Ertesi sabah aynı mesele hâlâ ortada duruyorsa sorun çözülmüş olmayabilir.
İlişkide zaman zaman şöyle bir döngü yaşanabilir:
Tartışma çıkar, iki taraf uzaklaşır, fiziksel yakınlık yaşanır, ortam yumuşar ve sorun konuşulmadan kapanır. Bir süre sonra aynı mesele yeniden ortaya çıkar.